
Sevgili Okurlar, sizi saygı ve sevgi ile selamlarım. Bu Derginin İnsan dostları yazmamız konusunda bizleri yüreklendirdiğinde doğrusu ben oldukça çekingenlik gösterdim. Kendi kendime çok ta birşey bilmiyoruz ki. Ne yazabiliriz dedim. Sonra Üstadlar'ın gerektiği yer ve zamanda ve gerektiğince verdikleri bilgileri tekrardan yazmanın doğru bir davranış olup olamayacağı konusunda da endişelenmedim değil. Ve nedense işte bunları düşünürken birden aklıma yüreklerimiz geldi. Evet yüreklerimiz, nefsin o karanlık korkularıyla örttüğümüz zavallı olmayan yüreklerimiz. İçinde hakiki olan herşeyi barındıran en büyük hazinemiz. Allah'la ve tüm varlıklarla olan en güçlü bağımız. İşte yüreklerimizdekileri yazabilirdik. Herşey yüreklerimizde saklı değil miydi ki zaten. Yüce Allah, bizi yüreklerimizde dinlemiyormuydu!? Bizimle yüreklerimizden dillen miyormuydu!? Yoğunlaşarak, yüreklerimizdeki sahip olduğumuz bilgiyi her insani değeri ortaya çıkartarak onları bir oya gibi işleyecek olan biz değil miydik ki !? Bunu başardığımızda yüreklerimizdeki sonsuz sınırsızlıklara dalmak öyle kolaydıki. Evet, yüreklerimizi yazıp paylaştığımızda da kendi yüreklerimizi tüm yüreklerle de birleştirebilirdik. Zaten her yürekle birleşmek demek; her bende BEN olmak değil miydi! ? Belki fizik bedenlerimizle çok farklı yerlerde olabilirdik ama olsun yürekler hiç bir zaman, zaman ve mekana bağlı değildi ki. Tekliği farkeden ve bilen işte tam orasıydı. Yani yüreklerimizdi. Aslında yazmanın çokta korkulacak bir yanı olmadığını da işte o an anladım.
Yüreklerimizi düşlerken Tanrı'nın yüreklerimizden bu topraklara ayak bastığını da anlamak benim için çok ta zor olmadı. Sonra yine birden yüreğimdeki dünyayı düşündüm. Bize güç veren dünyayı. Acaba onun da bir yüreği var mıydı!? O da bizler gibi yüreğinin farkında mıydı!? O da bizim gibi yüreğini her bir yürekle birleştirmek için çaba harcamakta mıydı!? Sonra yine yüreğimle onun da bir yüreği olduğunu ve onun da yüreğiyle bizlere güç vermeye çabaladığını anladım. Bize yüreğiyle güç veren o, bizim yüreklerimizden de güç alıp bizimle paylaşmak ve birleşmek istiyordu. Bunu anlamamak olanaksızdı. Zaten kalplerimiz O'nun kalbinde, O ve biz olarak, O'nunla aynı anda atmıyor muydu!? O, sadece sabırla güçlü yüreğinde atan bizim yüreklerimizi yine kendi yüreğinde sevgiyle yaratmamızı beklemekteydi. Kuşkusuz Öz gerçekler işte bunlar idi. Allahı'n kervanlarının semadan her an yolcularını dünyaya bırakmalarının nedeni de işte tam buydu. Çünkü yolcuların her birinden yüreklerini bu dünyada yaratarak, yüreklerinin tüm değerlerini dünya bedenine ekmeleri isteniyordu. Bunu başaranlara Dünya, hediyelerini her an dağıtmaktaydı. Bunu başaranlara Dünya, Işık Yolcusu damgası vurup, o yüreği ve her yüreği kodlamaktaydı. İnsan, insan olduğunu kendi yüreğinde bildiğinde; can, Hak olduğunda bunu başaranlara Dünya, Işık Yolcusu ismini vermekteydi.