Sanat ancak ve ancak içsellikle beraber dışarılaştırıldığında bir anlam ifade edebilir.

İçsellikten uzak sanat ürünleri , her zaman için izleyici, sanatın tüketicisi için sıkıcı, karamsar, tek düze, alışıldık, birbirini tekrar eden ürünler olmaya devam etmesiyle ayrılabilirler.

Tarz denilen bir olguyla yaptıklarını, birbirini tekrar etmemelerini kendine göre yorumlayan sanat üreticileri aslında bir noktadan öteye geçemeyen ,geçmeyi arzulamayan kişilerdir.

Çünkü Sanat özü gereği, sonsuzluğa açılan bir kapıdır.
O kapıdan gerçekten girenler kendilerini hayranlık , coşku, heyecan içinde sürekli olarak yaptıklarını aşmaya daha da geliştirmeye çalışırlar.

Bir Leonardo da Vinci hepimize örnek olmalıdır.
Yaşamı boyunca araştırmıştır.Hep bir şeylerin eksikliğini duyup onu bulmak, o eksik olan parçayı diğer parçalarla bütünleştirmek için kendini doğaya vermiştir.Çizimler,eskizler yapmış ve hiçbir zaman sanatını icra etmekten usanmamıştır.

Sürekli çalışmak diyoruz ,ancak bu bizler için çalışma diye nitelendirilebilir, gerçek sanatçı için bu tamamen bir yaşam şeklidir.
Onun yaşamı zaten budur ve bundan başka bir gerçekliği istesede yaşayamaz.
Düşünsenize bir Rembrant'ı, fakirlikten yiyecek ekmek alacak parası yokken o bulduğu bütün parayla boya alıyordu.Hemde satılması o dönem belkide hiç mümkün olmayacak kişisel portreler yapmak için.
Ama o başka bir yaşam bilmiyordu.O'nun yaşamı buydu.
O kendini ancak bu şekilde "Tam" hissediyordu.
Yoksa hangi güç bu belkide bizler için delilik olarak nitelendirilebilecek şekilde adanmışlığı açıklayabilir.

İçten gelen birtakım duygu , düşünce yoğunluklarıyla yaptıkları eserlere hayat veren onlarca dahi sanatçının yaşamlarına baktığımızda onlar kendilerini belkide sanatçı olarak bile görmüyorlardı
İçselliğin doruk noktalarında yaşanılan yaşamlardı bütün bunlar.Tarihe mal olmuş hangi sanatçıyı alsak mutlaka yaşamının bir yerlerinde içselliğini dışa vuracak eserler vermişlerdir.
Belki bunları bütün dünyanın önüne izlenmesi için çıkartmamış olabilirler, ancak bu içselliklerinin olmayacağı anlamını da taşımamalıdır.
Hissedilmeden, yaşanmadan, istenmeden çizilen bir resim, olgulamadan , doğaçlamadan uzak yapılan bir heykel, şiir.hangisi o tarifsiz tadı verebilir bize.
Hangisi bizlere o duyguları yaşatır ve o kendi girdiği engin denizlere bizleride taşıyabilir.

Kuşlar gibi özgür olmaktan bahseden bir sanatçı nasıl olurda bizi uçurmaz sanatıyla.
İçsel olan ancak yapabilir bunu, içsel olmayan ise ancak olduğu yerde sayıp , hep yaptığını bize değişik veçhelerle sunmaya devam eder.
Biz onun eserlerine baktığımızda içsellikten uzak bir takım endişeler, düşünceleri yaşarız.Hep aynı duygular , düşünceler bizleri bulursa işte bilelim ki burada konuşulan gerçek sanat ve gerçek sanatçı değildir.
Çünkü Hakiki Sanatçı her eserinde bizleri bir kat daha şaşırtır,bizleri bir kat daha yükseltir sanatıyla ve biz bu yolculuktan çok hoşlanırız.

Dilek Filik..