|
|
EKİM.2007 |

İnsanoğlu en eski çağlardan itibaren maddenin menşeini ve mahiyetini izah etmeğe çalışmıştır. Eskilerde kâinattaki her şeyin bir tek ana maddeden geldiği fikri vardı. Bu sebeple eskilerin ve bu arada bilhassa eski Yunan filozoflarının başlıca çalışmalarını kâinatın sonsuz karışıklığını az sayıda ana maddeyle açıklamak teşkil eder. Eski Yunan ve Avrupa felsefesinin kurucusu olan Millet'li THALES (MÖ.. 640-546) , her şeyin sudan geldiğini farz ediyordu. Şüphesiz Thales'e göre mevcut olan şey, hava, su ve toprak şekillerini alabilmelidir. Sonradan bir tek ana madde ile bir çok şeyin imkansızlığı karşısında bu tek prensip yerine ikilemci sistem ikame edilmiştir. EMPEDOCLES (MÖ.. 490-430) Ege Okulunun tek ana maddesi yerine dört madde düşünür : toprak, su, hava, ateş ve bunların yanında iki semavî kuvvet olan sevgi ve nefret her şeyin temelini teşkil eder. Menşei bu şekilde tasavvur edilen maddenin tanecikli bir yapıda olduğu fikri ise en eski bilgilerimizdendir.
Filhakika Milâttan önce 1100 yılında Sayda filozoflarının, maddenin bölünemez gayet küçük parçacıklardan kurulmuş olduklarını düşündükleri hakkında işaretler vardır.
Yine Milâttan 500 yıl önce Hintli filozof KANADA , maddenin her yönde daimî surette harekette bulunan pek küçük taneciklerden kurulduğunu ve bunların basit olduğunu, zira maddenin sonsuz bir şekilde bölünemeyeceğini ortaya atmıştır. |
|
Gece ile gündüz yaş ile kuru, ak ile kara, artı ile eksi... Makrokosmosta ve mikrokosmosta birçok şeyin aksi ile birlikte yaratıldığını görmek mümkün.
Peki ya görmediklerimiz? Mesela yaşadığımız dünyanın çifti ya da her birimizin çiftleri evrenin ulaşamadığımız noktalarında mevcut mu? Bilim adamlarının madde ve antimadde üzerinde yaptıkları çalışmalar bu soruya kesin olarak cevap verememekle birlikte, bu ihtimalin olabilirliğine dikkat çekiyor. Araştırmalara göre anti madde evrenin kocaman bir aynada yansıyan karşılığı gibi ve burada, madde dünyasındaki parçacıkların çoğu özelliği. adeta ters yüz edilmiştir.
Biri diğerinin aksi gibi davranan madde ve anti maddenin ilginç bir özelliği ise birbirlerinin varlığına tahammül edememeleri. Bu iki madde bir araya geldikleri zaman her ikisi de şiddetli bir gama ışıması yayarak yok oluyor Bu işleme yok olma [] deniliyor.Anti madde kavramının ortaya atılması ilk olarak 1920'li yıllara tekabül eder. İngiliz fizikçisi Paul Dirac, Einstein'ın özel görecelilik teorisi ile Kuantum Fiziği'ni bir araya getirerek anti madde fikrinin doğumuna vesile oldu. Birbirinden bağımsız olarak gelişen bu iki teori. ışık hızına yakın hareket eden elektronu tayin etmek için bizlere önemli veriler sunar. Özel görecelilik teorisi cisimlerin ışık hızına yaklaştığı durumları incelerken, Kuantum Teori'si genel olarak parçacıkların küçük ölçekteki davranışlarını tanımlar.
|
| |
| |
|
|
|
|