Ağustos, 2007

Ulu Önder Atatürk sahip bulunduğu serbest şuuru ile Dünya toplumlarını din, ahlak, kültür, sanat ve bilim açılarından orijinal hakikatlerine uygun tarzlarda değerlendirerek onların inanç sistemlerini hür vicdanlarına uyarak tanzim etmeleri gerektiğini ve bunda da hiç bir kimsenin diğer bir kimseyi zorlamaması gerektiğini özgür iradeleriyle de buna uygun olan ibadet faaliyetlerinde bulunabileceklerini belirten ifadelerde bulunmuş ve davranış motivasyonlarını da bu ifadelere uygun olan tarzlarda sergilemiştir.

Bakınız bir vecizesinde ne diyor;

"Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç kimseyi; ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir (zorlayabilir). Din ve mezhep, hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."

Ulu Önderimiz Din ve mezhep kabülünde zorlama olmaz derken, kendini kayıtlayıp şartlayarak bağnaz bir tutumla bir diğerlerini zorlamak ve bu nedenle de ihtilafa düşmek Ulu Önderimiz Atatürk'ün sahip bulunduğu Evrensel Kavrama ters düşer dostlarım.

Bazıları taasuptan kaynaklanan bir tarzda bir diğerinin inanç sistemlerini tanzim etmede ve bu inanç sistemleri doğrultusunda da gösterdikleri faaliyetler aleyhinde sözler sarfetmektedirler. Bu taasuptan kaynaklanmaktadır. Bunu bertaraf eden tek alternatifte aydınlanmadır dostlarım. Aydınlanma olmazsa taasup bertaraf edilemez. Bakınız bir vecizesinde de ne diyor Ulu Önderimiz;

"Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır." 1923


Ulu Önder Atatürk, Bütünsel BİR'lik Sırrına vakıf olan Yüce bir İnsandı bu nedenle Dünyayı bir BÜTÜN, milletlerini de bu BÜTÜN'ü meydana getiren parçalar olarak kabul ederdi. Bütünü oluşturan parçaların her biri Bütünün selameti için lüzumludur ve bir parça diğer parçalara kıyasla üstün tutulamaz. Bütünde her parçanın yaşam özgürlüğü mevcuttur. Bütünde her parçanın sevme, sevilme özgürlüğü mevcuttur. Bütünde hiç bir parça fuzuli değildir. Bütünde hiç bir parça Bütünden ayrı değildir.